Yazı boyutunu büyütmek için     
Share/Bookmark
 
 
Sayı : 38

Temmuz 2010

Bu yazı ;
561 defa Okunmuştur. Yazıcı için

Hocaefendi’nin Duruşunu Nasıl Anlamalı?
Vehbi KARAKAŞ

Allah'ın, tevfikini refik eylediği insanlardan biri de Hoca Efendidir. Hoca Efendi, bu noktaya kolay gelmedi. Düşündü, konuştu, yazdı, yaşadı. Yaşadıklarını konuştu. Konuştuklarını yaşadı. Kimi zaman acıları sinesine gömdü, kimi zaman o acılar, göz yaşı oldu aktı. Kimi zaman düşmanın sillesine, kimi zamanda dostun sitemine maruz kaldı. Gözlerinden gelen yaşlar, kimi zaman sel oldu, inkâr bentlerini yıktı, kimi zaman göl oldu, baraj oldu, sadakat, teslimiyet, iman ve ahlak abideleri yetiştirdi.

Devlet ve millet yararına yaptığı işler, icraatlar, gösterdiği hedefler ortada. Böyle bir insanın küllî hasenatı, seyyiat sanılan cüzî meselelerle örtülmemelidir. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olunmamalıdır. Binilen dallar kesilme- melidir. Çatıyı ve kubbeyi ayakta tutan temellerin ve sütunların dibine dinamit konulmamalıdır.

Değişik yerlerde, seminer, sohbet ve konferanslarımda Onun hakkında çok soruya hedef olmasaydım, Ona çok ağır hakaretlerin yapıldığını duymasaydım, bu yazıyı kaleme almayacaktım. Ona hakaret edenler, aslında ona hakaret etmiyorlar, kendilerine hakaret ediyorlar. Çünkü Hoca Efendi kendileri. Çünkü Yüce Allah, “kardeşlerinizi ayıplamayın”, yerine “Kendinizi ayıplamayın.” ifadesini kullanmıştır. Çünkü mümin kardeşiniz, kendiniz. Hoca Efendi biziz. Biz Hoca Efendiyiz.

Hangi meslekten, hangi meşrepten, hangi tarikattan ve fraksiyondan olursak olalım; biz Müslümanlar, bir vücudun farklı organları, bir fabrikanın farklı çarkları gibiyiz. Nurların Müellifi ne güzel demiş: İnsanın bir eli diğer eline rekabet etmez. Bir göz diğerini eleştirmez. Dili kulağına itiraz etmez. Kalb ruhun ayıbını görmez. Tam tersi, bunlar, birbirinin noksanını tamamlar, kusurunu örter, ihtiyaçları için yardım eder. Bir organda bir acı varsa, diğer organlar onu paylaşır. Bir yerde yara varsa, hepsi toplanıp onu tedavî etmeye çalışır.

Bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârane uğraşmaz, birbirinin önüne geçip tahakküm etmez. Her çark yerinde durur, görevini yapar. Fabrika tıkır tıkır çalışır. Ama çarklar birbiriyle uğraşırsa, fabrikadan beklenen hizmet alınmaz. Fabrikanın sahibi de fabrikayı yıkar, dağıtır.

Biz Müslümanlar, İslam fabrikasının çarkları gibiyiz. Birbirimizle uğraşmamalıyız. Düşmanla- rın dahi yapmadığını birbirimize reva görmeme- liyiz. Yapıcı eleştiriler olmalı, ama dinimize, imanımıza zarar verecek ithamlara, su-i zanlara, iftiralara dünyamızda yer vermemeliyiz.

Bu sözlerimizi Efendiler Efendisi (s.a.v) ne güzel özetlemiştir: "Mü'minler, birbirine acımada, birbirlerini sevmede, birbirlerine yardımda bir vücut gibidirler. Vücudun bir organı ağırsa, diğer organlar ağrı çeker. Hepsi o ağrıyı (artırmak için değil) yok etmek için bir araya gelirler."

Hoca Efendi'nin son çıkışını soranlara söyledi- ğim cümlelerden biri de şudur: Ömür boyu Allah için, Peygamber için, din için, iman için, İslam için, Müslüman için göz yaşı dökmüş, bununla da kalmamış, ihtiyaç duyulan her yere fiilî ve parasal yardımlarda bulunmuş Gülen Hoca Efendi'nin, en az onu eleştirenler kadar duyarlı olduğuna, yapılan ağır eleştirileri hak etmediğine inanı- yorum.

Ortada bir yanlış varsa: “Biz beşeriz, hepimiz hata yapabiliriz.” diyerek onu tedavi etmek dururken, hemen hücuma geçmek, düşmana saldırır gibi saldırmak, hangi insaf ve vicdana ve hangi İslâmî hassasiyetlere sığar, bilemiyorum?

Allah Teala'nın, “Kendinizi ayıplamayın, birbirinizi lakapla çağırmayın, birbirinizin casusu olmayın, birbirinizin ayıplarını deşip dökmeyin, birbiriniz hakkında kötü düşünme- yin, bir birinizi çekiştirmeyin, birbirinizin lütuf- la ıslahına çalışın. Bir fasık size bir haber getirdi- ği zaman hemen inanmayın, durun, dinleyin, araştırın, sonra yaptıklarınızdan ve söyledikleri- nizden pişman olursunuz.” “Kardeşlerinizin arasını bulun, birbirinizle alay etmeyin.” şeklindeki düsturlarını nerde ve ne zaman uygulayacağız?

Sevgili Peygamber'imizin (s.a.v):
Birbirinize buğz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah'ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz. sözünü ne zaman, nerde uygulamaya koyacağız?

Sayın Başbakanımız, İsrail'e söylemediğini bırakmadı, sonra da gitti, Türkçe Olimpiyatlarının kapanışında muhteşem bir konuşma yaptı. Bin kere âferin sayın Başbakana. O bir taraftan İsrail'e ağzının payını vermiştir, vermeliydi. Çünkü konumu bunu gerektiriyordu. Bir taraftan da Türkçe olimpiyatlarında o güzel ve olumlu konuşmayı yapmalıydı. Bu da yine onun konumu- nun gereğiydi. İsrail'e yönelik konuşmasıyla İsrail'in haksızlığını, olimpiyatlarda konuşma yapmayı kabullenmesiyle de Hoca Efendi'nin haklılık payı olduğunu lisan-ı haliyle dile getiriyordu. Böylece dengeler korunmuş oluyor- du.

Sayın Başbakan'ın İsrail'e sert çıkış yaptığı sıralarda, Sayın Bülent Arınç da: “Hoca Efendi şimdiye kadar ne söylemişse doğru söylemiştir, bu gün de doğru söylemektedir.” diyerek, çok sevdiğine inandığım Başbakan'ına zahiren muhalif bir konuşma yapmıştır. Zahiren diyorum, dikkat buyurun. Burada da yine bilerek veya bilmeyerek dengeler korunmuştur.

Gemi baskını olayında Hoca Efendinin söylemi ve duruşu da dengeleri korumaya matuf bir söylem ve duruştur. Onun bu duruşu, günü kurtarmaya yönelik olmaktan ziyade, yarını ve yarınları kurtarmaya yöneliktir. Hazret-i Pir'in:

“Risale-i Nur, yalnız cüz'î bir tahribatı, yalnız küçük bir evi tamir etmiyor; belki küllî bir tahribatı, İslamiyeti içine alan dağlar büyüklü- ğünde taşları bulunan büyük bir kaleyi tamir ediyor. Yalnız bir kalbi ve bir vicdanı ıslaha çalışmıyor; bilakis bin seneden beri müfsit aletlerle bozulmuş olan genel vicdanı iman ve Kur'an'ın ilaçlarıyla islah etmeye çalışıyor.” dediği gibi,

“Hoca Efendi de yalnız Gazze'yı, sadece bir gemi dolusu malzeme ile değil, ebediyen kurtarmanın plan ve programıyla meşguldür. O sadece Gazze'yi değil, bütün Gazzeleri ablukadan kurtarmanın mücadelesini vermekte- dir. Onun hareketi, sadece mazlum Gazze'yi değil, zalim İsrail'i ve İsrail benzerlerini de zulm etmekten kurtarmayı hedeflemiştir. Aykırı bir ses olarak çıkışının bir sebebi de belki bu olabilir.” deseydik ve böyle yorumlasaydık daha iyi olmaz mıydı?

Bize göre yardım götüren insanlar da haklıdır. Yardım yöntemi daha iyi olabilirdi, deyip eleştirenler de. Başbakan da haklıdır, Hoca efendi de haklıdır, Bülent Arınç ta haklıdır.

Bazı maddeleri, Müslümanların aleyhine görünen Hüdeybiye barış antlaşmasına Peygambe rimiz imza attı. Hz. Ömer karşı çıktı. Karşı çıktı ama, o antlaşma, Peygamberi ve ordusunu Mekke fethine götürdü. Onun için sahanın otoriteleri, gerçek fethin Mekke'nin fethi değil, asıl fethin Hüdeybiye antlaşması olduğunu söylemişlerdir. Çünkü Hüdeybiye antlaşması, o barış ortamı Mekke fethine giden bir koridor oldu. Daha sonra Hz. Ömer, Resûlullah'ın o antlaşmaya imza atmasının altında ne kadar büyük hikmetler olduğunu anlamış, anam-babam sana feda olsun Ya Resulellah, demiştir.

Gemi baskını olayından dolayı, ben de İsrail aleyhine şiddetli bir yazı yazdım, yardım götürenleri tebrik ettim, alkışladım, pişman da değilim. Bu gün de, bu yazıyı kaleme aldım. Ben de haklıyım. O yazımda da haklıyım, bu yazımda da haklıyım.

Neden bu yazımda haklıyım? Hoca Efendinin sırtında yumurta kûfeleri var. Yurt içi ve yurt dışında açılmasına vesile olduğu bunca okul var. Ülke yararına vesile olduğu ekonomik bağlantılar var. Vatanından uzak yaşamaya mahkûm edilmiş bir garibin halet-i ruhiyesi var. Bir de bu olaylar da kaderin de bir payı var. Bir empati yapın. Onun yerine kendinizi koyun, o açıdan gemi olayına bir bakın. Allah aşkına onun söyleminden başka hangi söylemi, onun duruşundan başka hangi duruşu ortaya koyacaksınız? Bir asra yakın bir hizmet birikimini, bir anda bitirmek, hebaen mensur yapmak hangi aklın kârıdır?

Bu yazımı, onun yanında yetişmiş veya onun yandaşlarından biri olarak yazmıyorum. Ne onun yanında yetiştim, ne de yandaşıyım. Sıradan bir Müslüman olarak düşüncelerimi arz etmeye çalışıyorum. Hangi tarikat ve hangi meşrepte olursa olsun, bütün Müslümanların re'sini ve reisini, başlarındaki ihlaslı efendilerini seviyorum. “Velilerimden birisine düşmanlık eden kimseye, ben harp ilân ederim." Kudsî hadisi repertuarında canlı duran bir insanım. Gerek yardımı götüren gazi ve şehit kardeşleri- min, gerekse, Hoca Efendi gibi mümtaz ve mübarek şahsiyetlerin ve gerekse bütün Müslü- manların ittifak ve ittihadına zarar gelmesin, gölge düşmesin, diye dua ediyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun. İnananlara selam, inanma- yanlara da İslâm nasip olsun.

“Beşer zulmeder, kader adalet eder.” sözünden hareketle Hoca Efendinin hak etmediği bu itham ve eleştirilerden Hoca Efendi'yi sevenlerin de, dersler çıkarması lazım geldiği kanaatini taşıyorum acizane ve nâçizane.

Hoca Efendinin çok önem verdiği ve hayatı boyunca savunduğu dua, istiğfar, vefa, tevazu, mahviyet, isar, ihlas, müfritane ırtıbat,… gibi esaslara azami derecede ihtimam zamanıdır. Yine Hoca Efendinin yılandan, akrepten kaçar gibi kaçtığı enaniyetten, gururdan, kibirden, havalı durmaktan, hava atmaktan, ucupten, “ne kadar büyüdük, daha yenilmeyiz” düşüncesinden, terki terkten, süm'adan, riyanın zerresinden, kokusun- dan şiddetle uzak durma zamanıdır.
Dikkat! Dikkat! Dikkat! Allah, hepimizi hakka sarılma, batıldan sakınma hususunda muvaffak eylesin.