Yazı boyutunu büyütmek için     
Share/Bookmark
 
 
Sayı : 38

Temmuz 2010

Bu yazı ;
267 defa Okunmuştur. Yazıcı için

El-Hamra Sarayını Gezerken...Allah’tan Başka Galip Yoktur
Okan ÇELİK

Bu ayki yazımda anlattığım konuya uygun olarak bu başlığı seçtim. Zaten anlatacağım konun özünün de bu olduğunu yazımı okudukça anlayacaksınız. Bu sözün bizde uyandırdığı etkiden ve tüylerimizin diken diken olduğundan zerre kadar şüphem yok. Ama düşünün ki bu söz bir Avrupa ülkesinde taşların her santimetre- karesine işlenmiş bir şekilde günde belki de binlerce insanın gözüne nakşedip aklında çivi gibi yer ediyor. Çoğunuz belki de hangi İslami eserden bahsettiğimi anlamıştır. Evet El-Hamra Sarayı.

Geçen ay hasbel kader bir Avrupa ziyareti bize nasip oldu. İlk başta İspanya ve İtalya gibi büyük Avrupa ülkelerini göreceğim için istemeden de olsa bir heyecan oldu. Ee ne de olsa medeniyetlerin eşiği bilim ve teknolojinin bütün imkanlarının mevcut olduğu ülkelerdi buralar.Etkilenmedim desem yalan olur ama neden mi etkilendim: “ El-Hamra ve Kurtuba” Beni büyüleyen iki dev şaheser.Bir hafta boyunca yapmış olduğum gezide beni etkileyen sadece iki eser.Diğerleri zaten şimdiden bir Avrupa ülkesi olan güzel ülkemin büyük şehirlerinde rahatlıkla görebileceğimiz türden yapıtlar.Şimdi müsadenizle bu iki şaheser hakkında yaptığım araştırmaları siz değerli okurlarımızla paylaşmak istiyorum.

Elhamra Sarayı 1232'de Endülüs Emevileri'nin devamı olan Güney İspanya'daki Beni Ahmer Sultanlığı Devleti'ni kuran 1.Muhammed Bin Yusuf zamanında temelleri atılmıştır.Elhamra Arapça kızıl anlamına gelen bu sıfatla tanımlan- ması, inşaatında kullanılan harcın kızıl renkli olması ve bu rengin sarayın görüntüsüne de yansımasından dolayıdır.

Endülüs İslam sanatını, Müslüman İspanya tarihinden ayrı düşünmek imkânsızdır. Elhamra inşa edilirken hiçbir şey tesadüfe bırakılmamış, her detay itina ile hesaplanmıştır. Kavislerin bölünü- şünde, tek ve çift sütunların hoşa giden bir tarzda yerleştirilmelerinde, kapı ve pencere yerlerinin tespitinde bunu anlamak mümkündür. İşte bu sayede harikulade perspektifler ortaya çıkmış, avlular ile açık salonlar arasında güneş ışığı, suların akışı ve gölgelerin oyunu buluşturularak, dış alemle inanılmaz bir uyum ve zarafet sağlanmıştır. Bu, sanki el değince kırılıp dökülecek hissi veren yüksek bir zarafettir. Elhamra'yı gerçekten anlamak için, sarayın içindeki pek çok kitabeyi anlayarak okumak gerekir. Kur'an'dan alınan ayetlerin ve İbn-i Zamrak'la diğer Müslüman şairlerin mısralarının kazınmış olduğu bu kitabeler bazı duvarları tamamen kaplamakta, kemerler, kapı çerçeveleri ve sütun tekneleri boyunca uzayıp gitmektedir. Öyle ki, bu yazıları süsleme motiflerinden ayırmak neredeyse imkânsız haldedir.

Saray içindeki tüm oda ve salonları çepeçevre dolaşan bir sözcük, dünyanın bu en nazenin, ortaçağın en ünlü, Endülüs'teki 780 yıllık İslam hakimiyetinin de en önemli sarayı sayılan Elhamra'nın sırrını adeta özetleyen Arapça bir cümledir. Tüm Elhamra' ya damgasını vuran bu tılsımlı sözcük: “ La Galibe İllallah (ALLAH'tan başka galip yoktur.)” anlamını taşır. Bu bakımdan Elhamra, ALLAH'ın tek galip olduğunu tüm dünyaya haykıran bir saraydır ve dünyanın hiçbir yerinde ALLAH adını bu kadar çok zikreden sütun, kemer, kubbe, tavan, kapı ve duvara sahip başka bir saray bulmak mümkün değildir.

Kurtuba Camii'nin inşasına da 786 yılında 1. Abdurrahman döneminde başlanmıştır.
Dünyadaki en fazla sütuna sahip olan mabet, Kurtuba Camii'dir. Sütunlardan oluşan 19 paralel yol, bu doğrultuda 36 adet yolu dik açıyla keser. 850 adet olan sütunların çoğu granitten, bazıları da çeşitli taşlardan yapılmıştır. Sütunlar, tuğlalardan ve beyaz taşlardan meydana gelen kemerleri destekler.

Kurtuba Camii'nin en güzel kısmı mihrabı ve minberidir. Mihrap at nalı şeklindedir. Mihrap kemerinin dayandığı sütunlar eşsiz güzelliktedir. Caminin dış süsleri çok zarar görmüş olmasına rağmen iç süsleri hala göz kamaştırıcıdır. Mabedin bir diğer özelliği de kemerlerin iki katlı olmasıdır ve bu özellik yalnız bu camide bulunmaktadır. Kurtuba Camii, 1523'te katedrale çevrilmiştir ve çeşitli ilaveler yapılmıştır. Fakat bu arada orta kısımlardan 63 adet çok güzel sütun kaldırılmıştır. Bu harika eserdeki mimari özellik, kendisinden sonraki pek çok esere örnek olmuştur.

Yazıma son vermeden önce Avrupa'nın göbeğinde ALLAH'ın tek galip olduğunun yüzyıllar boyunca aksedeceğini bilmek bir Müslüman olarak ben de tarifi imkansız duygular uyandırmıştır. Ordan ayrılırken de bu ulvi duygular içerisindeydim ama içimde az da olsa Kurtuba'nın kiliseye çevrilmiş olmasından ve minarenin bir kilise çanı tarafından çevrilip sanki yok sayılmasından dolayı bir eziklik de yok değildi.Ve son olarak kendi kendime dedim ki: “Ayasofya olmuş müze;Kurtuba olmuş kilise ne acı ama ne acı bize…” Selam ve dua ile…

Kaynakça:
1.2009-2010© http://www.facebook.com/l/debaf;infoendulusmedeniyeti.org
2. Arş.Enes MERİÇ