A-Doğu Kavramı
Dünya coğrafyası üzerindeki "Doğu"yu tespit etmek izafi bir değerlendirme olacaktır. Dünya üzerindeki herhangi bir toprak parçasını Doğu veya Batı diye nitelemek, coğrafi bir tanım olmaktan çok politik, etnik, dini ve sosyal bir önyargının eseri olarak ortaya çıkmaktadır. Doğu kelimesini coğrafi olarak tespit etmek gerekirse "Ondokuzuncu asırda, Güneybatı Asya ve Kuzeydoğu Afrika ülkeleri, Avrupa için doğu idi sadece. Daha büyük bir sarahate lüzum görmüyor- lardı. Coğrafyadaki yerini belirleme Doğu'nun bileceği işti. Avrupa, daha geniş ve daha uzak biraderi Doğu'yla münasebete girişeli beri daha açık-seçik tabirlere ihtiyaç duydu. Batı'nın en muteber ansiklopedilerinden birine göre Doğu (Orient), "Avrupa'nın batısına kıyasla doğuda bulunan ülkelerin bütünü; Asya, Mısır'ın hatta Avrupa'nın bir kısmı. Bununla beraber Akdeniz'de sınırları olan ülkelere daha çok 'Levant' denilir.
Orientalizmin ilgi sahasına giren "Doğu"nun coğrafi kapsamı farklıdır ve biraz daha geniştir: "Oryantalistler, bütün Afrika ile Okyanusya'yı da inceleme konusu yaptıklarından hepsine birden "Orient" dediler. Ama Akdeniz ticareti, Akdeniz'in doğu sınırındaki bölgelere "Levant" adını verdiğinden, Mısır'a, Türkiye'ye, Küçük Asya'ya ve İran'a "doğu" adı verilmez oldu. Bizce "doğu" (sibirya müstesna) bütün Avrupa kıtasıyla Mısır için kullanılmalıdır yalnız."
1-Batının Doğu Anlayışı
Batılıların gözünde Doğu'yu farklı bir bütün olarak hissettiren etken Doğu'nun farklı kimliğidir. Bu kimliğin ana hatlarını beşeri birer faktör olarak sosyal, kültürel, iktisadi, etnik ve dini farklılıklar belirler. Batılı genel olarak çalışkan, dürüst, disipline yatkın bir imaj sergilerken Doğulu miskin, tembel, kaderci bir yapı sergiler.
Abel Rey, Doğu'yu tarif eden ilk faktörün düşünce yapısı olduğuna inanır:
"Doğu düşüncesi ilkel düşünceye yakın. Batı'nın sûri (zahiri) mantığı aşağı yukarıya tahammül etmez. Bir şey ya mantığı uygundur, ya değil. Müsbet ilim de öyle. Doğu'da görülen yaklaşımlar (bilhassa matematikte, tıpta ve teknikte) muhtevaca olmasa bile, zihniyet bakımından pozitif ilimden uzak. Bir kelime ile Doğu'da ilim gelişememiş, başladığı yerde kalmıştır. Neden ikibin yıldır doğu medeniyetleri aritmetik ve geometrilerden bizdeki gelişmeleri çıkaramamış, tabiat ilimlerini kuramamıştır.
Bunun sebebi, siyasi şartlar mı, İctimai şartlar mı? Hayır. Karakter ve ruh ayrılıkları, duyuş ve düşünüş tarzları."
Cemil Meriç, Abel Rey'i kavramlar arasındaki ince farkları, çifte standart uğruna görmezden gelerek ulu orta kullanan aydınları suçlarken doğrular:
"Avrupalılar, Doğu düşüncesini "aşağı-yukarı" bir düşünce olarak damgalarlar. Doğulu kafası alaca karanlıktan hoşlanır onlara göre. Riyazi düşünce, kesin düşünce Avrupalının imtiyazıdır. Yapmış olduğumuz alıntılar onları doğrulamıyor mu? Diyelim ki politika adamı demagojinin sisli ikliminden hoşlanabilir, ama ya kamuslardaki bulanıklık ne?"
Evet burada yine Cemil Meriç Doğulunun, yani kendimizin yumuşak karnına basıyor. Büyük bir eksikliğimizi ortaya koyuyor. Yaptığımız işleri net, dakik, ince bir elekten geçirmiyoruz. Yaptığımızı kılı kırk yararcasına değil, aşağı-yukarı yapıyoruz. Batılı ise yaptığı işi en ince ayrıntılarına kadar fizibilite çalışmalarını yaptıktan, getireceği, götüreceği şeyleri matematiksel olarak hesap ettikten sonra yapmaya başlıyor. Netice de aksaklıkları, hata payını da neredeyse sıfıra indirerek sonuca ulaşıyor. Teknik ve diğer açılardan şu anki durum bunu apaçık göstermiyor mu?
Aydınlar her ne kadar Batı'nın sadece teknik üstünlüğe sahip olduğunu, teknolojik üstünlüğün ise bütün milletlerin müşterek malı sayılması gerektiğini, teknolojiyi alarak teknolojinin dayandığı fikri temellerden sarf-ı nazar edebile- ceğini söyleseler de, pratikte bu iki unsur birbirine meczolmuş olarak Batı dışındaki toplumların karşısında durmaktadır. Doğu ülkeleri "milli benliğimizi kaybetmeden Batının teknolojisini kullanıp geliştiremez miyiz? sorusunun cevabını arayıp durmaktadır.Fakat bu durum kendimize güven duygusunu yok edip 'bizden adam olmaz' düşüncesine de asla götürmemelidir.
B-Batı Kavramı
Batı, bugün coğrafi bir bölge olmaktan çok, iktisadi bakımdan kalkınmış ve gelişmiş ülkeleri topluca belirtmek gayesiyle kullanılan bir deyimdir. Batılı ülkeler, iktisadi ve sosyal bakımdan ileri ülkeler olarak değerlendirilirken, bu kapsama zaman zaman Japonya, Güney Kore, Taiwan gibi Uzakdoğu ülkeleri de katılmaktadır. ABD ve Kanada başka bir kıtada yer alan orta ve güney Amerika devletlerinin kapsam dışı tutulması; kavramın coğrafi değil, iktisadi-politik bir değer taşıdığını gösteriyor.
"Avrupa ve Rusya yazarlarına göre, Avrupa coğrafi bir kavram değil, tarihi ve kültürel bir bütündür, Germano-Romanik medeniyetin alanı, daha doğrusu kendisidir. Avrupa medeniyeti, cihanşümûl beşer medeniyeti olmayıp birçok medeniyetlerden bir tanesi. Roma ve Yunan medeniyetleri bile Avrupa medeniyeti değil, Akdeniz medeniyetidir. Kendini insanlık tarihinin mihveri sanan Avrupa zamanı çağlara ayırır: Eski çağ, orta çağ, yeni çağ. Oysa her büyük medeniyetin ayrı bir eski çağı, ayrı bir orta çağı, ayrı bir yeni çağı vardır."
Cemil Meriç için Batı, coğrafi bir kavram olmaktan çok, bütün sosyal kurumları, tarihi, inançları kültürü ve dünya üzerindeki etkili politikası ile medeniyet kapsamında anlaşılması gereken bir kavramdır. Batılı her ne kadar iktisadi ve siyasi açıdan ivme kazanırken, ahlaki ve psikolojik açıdan da buna paralel olarak büyük bir çöküş yaşamıştır. Doğu ile Batı ayrımını belirleyen ölçü; iki medeniyet arasında iktisadi, siyasi, kültürel, ahlaki ve medeni açıdan meydana gelen farklardır.
Burada şimdi üzerinde durulması gereken şey şudur: Acaba Batıyı Batı yapan sebepler nelerdir? Batı yüzlerce yıl Doğunun hep gerisinde sessiz sedasız dururken birden mi öne çıkmıştı. Bu arada Doğu niçin gerilemişti? Mesela Batı Ortaçağ denilen dönemde ilimden, irfandan uzak karanlık içinde yaşarken Doğu Altın çağını yaşıyordu. Batı "Haçlı Seferleri" sebebiyle Doğuyu ve Doğulunun oluşturduğu medeniyeti tanıma fırsatı buldu. Bu gördüğü medeniyeti rasyonaliteyi kullanarak geliştirdi.
Bu arada dinden uzak bir anlayışa yönelen Batı'da yeni fikir akımları meydana geldi. Bunlardan biri de Kapitalizm idi. Cemil Meriç'in üzerinde durduğu mefhumlardan biri de Batı'nın Kapitalist anlayışıdır. Kapitalizm, Avrupa kıtası- nın batısında, İngiltere, Fransa, Almanya'nın yer aldığı bölgede doğdu. Kısa sürede bütün dünyayı etkisi altına aldı. Yayılması esnasında diğer ülkeler için, iki tercih kalıyordu; ya pazar, ya da hammadde kaynağı olmak. Ernest Mandel "daha dar bir ölçüde sermaye için yatırım alanı" diyor.Kapitalizmin neden Batı Avrupa'da gelişme imkanı bulduğunu Ernest Mandel söyle açıklıyor:
"Elbette ki kapitalizmin tarih-öncesi, ticari sermaye birikiminin bolluğu, ziraate para ekonomisinin giriş nisbeti, istihsalde ilmi tekniklerin kullanılışını kolaylaştıran veya güçleşti ren sosyo-ekonomik şartların bütünü Batı Avrupa'da sınai kapitalizmin doğuşunu geniş ölçüde tayin etti."
Kısacası vahşi kapitalizm ilahi ve insani endişeler taşımayan bir sistemdir. Zengini daha zengin, fakiri daha fakir ve böylece zengine fakiri köle yapan bir sistem. Maalesef dünya üzerinde uygulanan kapitalist zihniyet insanlar ve devletler arasındaki ekonomik uçurumu daha da artırarak düşmanlıkları körüklemektedir.
C-Batının Diğer Yüzü
Pek çok Batılı olmayan aydın için Batı, hayır ile şerrin bir arada bulunduğu bir bütündür. "Batının ilmini, tekniğini alalım, sosyal hastalıkları kalsın" düşüncesi meşhurdur. Hatta merhum Mehmet Akif'e atfen nakledilen bir hadise şöyledir: Merhum Mehmet Akif Almanya'ya gider. Teknolojilerinin yüksekliği ve çalışma disiplinleri- ni beğenir. Daha sonra isleri ve dinleri ile ilgili "işleri dinimiz gibi sağlam, dinleri işlerimiz gibi çürük" demiştir. Yine o günlerde, Birinci Dünya Harbi'nden evvel Batı diğer yüzüyle ortadaydı. Bu durum içinde Batı "tek dişi kalmış canavar" olarak nitelendiriliyordu Mehmet Akif tarafından.
Bir başka aydınımız Sedad Zeki, Türk aydını- nın görüşlerine tercüman oluyor: "Batı Olayı" karmaşık bir gerçek. Olayın kahramanı Avrupa; ama bir değil, iki Avrupa var. Birinci Avrupa insanlığa aşık, hürriyetçi, adalete, terakkiye gönül vermiş, beşeriyetin refahı peşinde. İkinci Avrupa kıyıcı çıkarlarından, kazancından başka kaygısı yok, hasbelkader eline geçen ilim tekelini insafsızca sömürmek istiyor. Her iki Avrupa'nın konuştuğu dil aynı. İkisi de geri kalmış ülkeleri ilim ve terakki yolunda, kendilerine yetişmeye çağırıyor."
Bütün dünyayı, ilim yolunda elde ettiği başarılarla hala kendisine hayran bırakan Batı, acaba ilmi, muhtelif alanlarda kullanırken herhangi bir ahlaki endişe taşımakta mıdır?
Cemil Meriç'e göre asırlık hurafeler ilim yardımıyla ortadan kaldırılırken, diğer yandan yine ilim, daha çok insanın acı çekmesi içinde kullanılmıştır. "Evet, tıpla cerrahlık, maddi acıları gidermek için sayısız hizmetlerde bulunur. Tatbiki ilimler insan konforunu geniş ölçüde artırır. Fakat Malthaus'la Darwin'in hayat için mücadele nazariyesi, hümanitariyanizmi baltalar. Sanayinin emrine giren ilim, aşağı sınıfların yarasına tuz biber eker. Savaşa tatbik edilen ilim, insanlığın felaketine sebep olur.”
Tagore'u anlatırken Cemil Meriç, Bengalli şairin Batı medeniyetine bağladığı ümitlerden bahsederken ikinci yüzünü de unutmadığından bahseder:
"Çağdaş Avrupa şatafatlı adlar takmıştı bencilliğine. Aile, sınıf, millet. İpek eldivenler geçirmişti pençelerine. Kutsal mefhumların gölgesinde her cinayeti işlemişti. İkiye bölmüştü ahlakı: bir yamyamlar medeniyetiydi Batı medeni- yeti. Kıt'aları yiyerek semiren bir medeniyet. Ama altın buzağıya tapan sömürücü Avrupa'nın yanında bir başka Avrupa daha vardı; barışçı Avrupa, düşünen Avrupa. Canavarlar yaratan Avrupa, canavarları tepeleyen Savaşçıların da vatanıydı. Maddenin karanlık zindanında mahpustu insan ruhu, onu Batının tekniği kurtaracaktı."
Cemil Meriç'e göre bugün Batı imajını şekillendiren, insanlığa hediye ettiği olumlu kavram ve keşfe rağmen Batının ikinci çehresi, karanlık ve zalim yüzüdür.Batı ilim ve teknikte ilerlemiş ama maalesef insanlıkta sınıfta kalmıştır.
Ayrıca her medeniyet kendi ayakları üstünde yükselmemiştir. Dünya üzerinde nice medeni- yetler kurulmuş ve her biri birbirinden silsile yoluyla etkilenip o medeniyet bayrağını daha çok çalışana teslim etmiştir.
Cemil Meriç'e göre yine bu canavar Batıyı yola getirecek çözüm vardır:
"İmparatorluk yok artık, iki blok var. Hakim devletler bir ülkenin adını taşımıyor.İsimleri baş harflerinden ibaret ABD, SSCB (o zaman SSCB dağılmamıştır). Pençeleri birbirinin karnına geçmiş canavar. Bu azgın düşmanların en göze çarpan tarafları benzerlikleri...Vasıtaları aynı: şiddet, kanunları aynı: madde. Bu lanet zincirini ancak hakikat, adalet ve aşk kırabilir.
Kapitalizmle komünizm Batı'nın iki çehresi... Biri kumarhane, öteki mahpes."
Cemil Meriç'in Batının içinde bulunduğu çıkmaza karşı teklif ettiği çözüm yolu, hakikat, adalet ve aşk; ilginçliği yanında insanoğlunun asırlar boyu arayıp durdukları idealleri göstermek- tedir. Bize göre; hakikat ilahi yönü temsil etmekte, adalet dünyevi ve uhrevi yönü, aşkta gönül yönünü temsil etmektedir. Böylece insanlığı gerçekten sevip, elde edilen ürünleri dünyanın bir bölgesindeki insanlar yeyip semirirken, diğer bölgesindekiler açlıktan ölmeyecekler. İnsanlar arasında adalet, barış, huzur, sükun ortamı oluşturulacaktır.