Yazı boyutunu büyütmek için     
Share/Bookmark
 
 
Sayı : 38

Temmuz 2010

Bu yazı ;
136 defa Okunmuştur. Yazıcı için

Bütçe Açıkları ve Borç Krizi Küresel Dengeleri mi Değiştiriyor?
M.Fatih GÜNDÜZALP

Önümüzdeki dönemde dünya ülkelerinin yeni korkulu rüyasını, dev bütçe açıklarının meydana getirdiği kriz dalgası oluşturuyor. ABD'de Mortgage krizi başlayan küresel çalkantı nitelik değiştirerek bütün dünyanın korkulu rüyası olmaya devam ediyor. Mortgage krizinin yol açtığı bankacılık krizi, başta ABD olmak üzere Avrupa ülkeleri dahil bütün dünya ülkelerinde resesyona yol açmıştı. Yaşanan durgunluk sürecinde dünyanın dev bankalarına el konmuş ve piyasaları rahatlatmak için trilyonlarca dolarlık kurtarma paketleri açılmıştı. Kurtarma paketleri ile son iki çeyrekte özelikle ABD ve bir çok Avrupa ekonomileri durgunluktan kurtulmuş oldular. Ancak karşılığı olmayan bu paralar bumerang gibi sözkonusu ülkelere yüksek miktarlarda bütçe açıkları olarak geri döndü. Bu durum dünyayı yeni bir ekonomik çalkantının içine sokmuş oldu. Yunanistan'ın iflasıyla başlayan süreç Portekiz, İspanya, İrlanda, İtalya ve İngiltere'yi tehdit etmeye başladı. Ancak AB tarafından 1 trilyon dolarlık yeni bir kurtarma paketi açılarak kriz ötelenmiş oldu. AB para birimi olan EURO'nun dolar karşısındaki ciddi değer kaybı, EURO'nun sorgulanmasını da beraberinde getirdi. Sözkonusu bütçe açıkları gelecekte AB'nin küçülmesini hatta EURO birliğinin dağılmasına yol açacak kriz tohumlarını barındırıyor. Almanya Başbakanı Merkel'in bu konuda söylediği şu sözler durumun vehametini çok ciddi şekilde ortaya koyuyor: “Eğer Euro batarsa AB için hesaplanamaz sonuçlar oluşabilir. Euro şu anda varoluşsal bir sınavdan geçiyor. Euro'nun test edildiği mevcut kriz Avrupa'nın 10 yıllardır hatta AB'nin kurulduğu 1957 yılındaki Roma anlaşmasından bu yana karşılaştığı en büyük kriz. Bu kriz varoluşsal ve bunu aşmak zorundayız. Eğer Euro batarsa, Avrupa'da batar.”

Borç sorunu çok önemli. Zira 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun sonunu getiren nedenlerden en önemlisi aşırı borçlanma ve bütçe açıkları idi. Şu an Avrupa ülkelerinde yaşanan borç krizi o dönemleri hatırlatıyor. Bu nedenle AB'de yaşanan bütçe ve borç krizinin orta ve uzun vadede siyasi ve ekonomik dengelerde de değişikliğe yol açarak, dünyanın tek kutuplu bir düzenden çok kutuplu bir dünya düzerine doğru evrilmesini hızlandırması bekleniyor. Bu sonuç ister istemez Türkiye açısından 50 yıldır bitmeyen AB hayalimizin sorgulanmasını getirecektir. Zira Türkiye'nin şu andaki mali durumuna AB'nin gıptayla baktığına eminim.

Örneğin bir ülkenin borçlarının büyüklüğü, borç rakamının milli gelire oranıyla ölçülmekte olup, Türkiye'nin toplam kamu borcunun milli gelirine (GSYH) oranı 2010 yılında % 49, Yunanistan'ın % 124.9, İtalya'nın % 84.6, İrlanda'nın % 82.9, İspanya'nın % 66.3 dolayında olması bekleniyor. Öte yandan bütçe açığının milli gelire oranın 2010 yılında Türkiye'de % 4.9, Yunanistan'da % 12.2, İspanya'da % 10.1, Portekiz'de % 8, İtalya'nın % 5.3 civarında gerçekleşmesi bekleniyor. İspanya, Portekiz, İrlanda, İtalya ve Yunanistan'ın 2010-2011 yıllarında yapması gereken toplam ödeme miktarının yaklaşık 778.3 milyar Euro seviyesinde olduğu ifade ediliyor. 16 ülkeden oluşan Euro Bölgesi'deki toplam borcunun yüzde 39'unu PIIGS'ler grubu olarak adı geçen bu ülkelerin oluşturduğu dikkat çekiyor. Euro Bölgesi'ndeki toplam brüt borç stokunun % 23'ü İtalya, % 9'u İspanya, % 4'ü Yunanistan, % 1.7'si Portekiz, % 1.8'i İrlanda'nın borçlarından kaynakla- nıyor.

Türkiye açısından ise her ne kadar yukarı yönlü büyüme işaretleri olsa da Avrupa cephesinde yaşanacak ciddi bir krizden etkilenmemek beklenmemeli. Zira Türkiye'nin ihracat pazarlarının büyük bir kısmını Avrupa ülkeleri oluşturuyor. İhracatımızın % 50'ye yakın bir oranının Avrupa ülkelerine yapıldığı düşünülürse krizi en az hasarla atlatmanın yollarına bakmalıyız. Öte yandan piyasalarda asıl korku 2008 yılı Eylül ayında Lehman Brothers'ın batışından sonra yaşananların aynen yaşanması tehlikesi. Dünya ekonomileri yavaş yavaş da olsa toparlanmaya başlamışken şimdi yeniden kredilerin kısılmaya başlaması tehlikesi beraberinde olası bir stagflasyon krizini ateşleyecek gibi görünüyor. Bu durum kırılgan durumda olan toparlanmanın 2008'den daha kötü bir resesyona dönüşmesi tehlikesini ortaya çıkarıyor.